ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASI

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASI

Anlaşmalı boşanma davası, en az 1 yıl sürmüş eşlerin, boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu üzerinde anlaşmaya vararak hazırladıkları bir boşanma protokolü ve dava dilekçesi ile mahkemeye birlikte başvurmaları yahut eşlerden birinin açtığı boşanma davasının diğer eş tarafından kabul edilmesi suretiyle açılan, uygulamada çekişmeli boşanma davalarına göre daha kısa sürede sonuçlanabilen bir boşanma davasıdır.

Boşanma süreci çoğu zaman hem psikolojik hem ekonomik yönden eşleri yıpratan bir süreçtir. Boşanma kararı alan çiftlerin anlaşmalı boşanma yolunu tercih etmelerinin başlıca nedeni, çekişmeli boşanma davalarının uzun sürebilmesi nedeniyle zaman kaybı yaşamamak ve buna bağlı olarak daha fazla maddi ve manevi yıpranmanın önüne geçmektir.

Bununla birlikte, anlaşmalı boşanma davası “basit” bir dava türü değildir. Taraflar arasında mutabakat bulunması tek başına yeterli olmayıp, kanunun aradığı şartların sağlanması, taraf iradelerinin serbestçe açıklanmış olması ve hazırlanan protokolün hâkim tarafından uygun bulunması gerekir. Özellikle çocuk, nafaka, tazminat, mal paylaşımı, ziynet, ev eşyası ve boşanma sonrası talepler bakımından eksik ya da özensiz hazırlanmış protokoller sonradan ciddi hak kayıplarına neden olabilir.  Bu nedenle anlaşmalı boşanma davasında asıl mesele sadece boşanmak değil; boşanmanın bugün ve gelecekte doğuracağı sonuçları açık, uygulanabilir ve tereddüde yer vermeyecek şekilde düzenlemektir.

ANLAŞMALI BOŞANMA ŞARTLARI

Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi anlaşmalı boşanmayı ve şartlarını açıkça düzenlemektedir. Buna göre, evliliğin en az bir yıl sürmüş olması şartıyla, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin açtığı davanın diğer eş tarafından kabul edilmesi hâlinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Ancak boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hakkında taraflarca kabul edilen düzenlemeyi uygun bulması şarttır. 

Anlaşmalı boşanmanın şartlarını detaylı şekilde inceleyecek olursak:

1- EVLİLİK EN AZ 1 YIL SÜRMÜŞ OLMALIDIR

Evlilik, nikah memuru önünde tarafların sözlü olarak hukuki sıonuç doğurmaya elverişli irade beyanlarının alınması ile kurulmuş sayılır. Anlaşmalı boşanma davası açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibarıyla evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması gerekir. Hakim 1 yıllık sürenin dolup dolmadığını resen araştırır.

Sürenin dolmadığı anlaşıldığında davanın nasıl seyredeceği konusunda öğretide, başkaca araştırma yapmadan davanın usulden reddedilmesi gerektiği yönünde bazı görüşler bulunmasına karşın, Yargıtay’ın görüşü, davaya çekişmeli olarak devam edilmesi yönündedir. Aşağıdaki karar bu duruma örnektir:

“Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin üçüncü fıkrası ile "Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır" hükmü getirilmiştir. Dosyadaki nüfus kaydından tarafların 11.01.2012 tarihinde evlendikleri ve davanın açıldığı tarihte henüz bir yıllık sürenin dolmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece, tarafların gösterdikleri delillerin toplanarak Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin bir ve ikinci fıkrasındaki şartların oluşup oluşmadığı araştırılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen bir yıllık süre şartı gerçekleşmeden davanın kabulüyle boşanmaya karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.” (Yargıtay 2.HD. 2013/24061 E. 2014/275 K. 13.01.2014 T.) 

 

2- EŞLERİN BİRLİKTE BAŞVURUSU VEYA BİRİNİN AÇTIĞI DAVAYI DİĞERİNİN KABULÜ GEREKİR 

Eşler tüm konularda anlaşarak hazırladıkları protokolü ve birlikte imzaladıkları dilekçeyi mahkemeye sunarak birlikte başvuru yapabilirler. Bu durumda tek bir dava açılmış sayılır ve tek bir başvuru harcı ödenir. 

Bunun dışında, eşlerden biri tarafından açılmış boşanma davası, diğer eşin açık kabulü ve tarafların boşanmanın sonuçları konusunda mutabakatı ile anlaşmalı boşanma çerçevesinde sonuçlandırılabilir. Ancak burada yalnızca “boşanmayı kabul ediyorum” şeklinde bir beyan yeterli değildir. Tarafların, boşanmanın mali sonuçları ve varsa çocukların durumu konusunda da açık bir mutabakata varmış olmaları gerekir.

TMK 166/3 veya genel boşanma nedeni olan “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” sebebine yani TMK 166/1 Maddesine göre açılmış davanın herhangi bir aşamasında diğer eşin kabul etmesi yoluyla da anlaşmalı şekilde boşanılabilir. 

 

  • Peki kanunda düzenlenmiş özel boşanma nedenlerinden birine dayanılarak açılmış davalar diğer tarafın kabulü ile anlaşmalı boşanmaya dönüşebilir mi? 

Zina, hayata kast, pek kötü davranış, onur kırıcı davranış, küçük düşürücü suç işleme, haysiyetsiz hayat sürme ve terk gibi özel nedenlerinden birine dayanılarak açılmış davalarda, dosyanın sonradan anlaşmalı boşanma davasına dönüştürülmese ise her somut olayda ayrıca usulî değerlendirme gerektirir. Bu nedenle, başlangıçta zina, terk, hayata kast, akıl hastalığı gibi özel sebeplere dayalı olarak açılan bir boşanma davasının sonradan anlaşmalı boşanma olarak sonuçlandırılmak istenmesi hâlinde, dosyanın niteliğine göre ayrıca hukuki değerlendirme yapılmalıdır.

Böyle bir durumda taraflar özelliklerini incelememizin çeşitli noktalarında açıklamaya çalıştığımız bir anlaşma protokolü ile mahkemeye müracaat ederek davanın anlaşmalı boşanma davası olarak görülmesini sağlayabilirler.

Diğer bir özel boşanma nedeni olarak TMK md. 165 de düzenlenen Akıl hastalığı nedenine dayanılarak açılan bir boşanma davası diğer tarafın davayı kabulü ve hatta ıslah yolu ile dahi anlaşmalı boşanmaya çevrilemez. Zira akıl hastasının iradesi hukuken geçersiz sayılmaktadır.

3- HAKİMİN TARAFLARI BİZZAT DİNLEMESİ GEREKİR 

Anlaşmalı boşanma davalarında hakimin karar verebilmesi için tarafların her ikisini de bizzat dinlemesi gerekir. Taraf beyanları duruşma tutanağına geçirilir ve tarafların beyanlarının özgür iradeye dayandığı mahkemece gözlemlenir. 

Tarafları temsil eden avukatları bulunsa dahi, kural olarak yalnızca vekilin beyanı ile anlaşmalı boşanma kararı verilemez. Çünkü burada hâkim, tarafların gerçekten boşanmak isteyip istemediklerini ve sundukları protokolü baskı altında kalmadan kabul edip etmediklerini bizzat değerlendirmek zorundadır. 

Uygulamada özellikle yurt dışında bulunan eşler bakımından bazı usulî özellikler gündeme gelebilse de, genel kural tarafların mahkeme huzurunda bizzat dinlenmesidir.

4- TARAF İRADELERİNİN ÖZGÜRCE AÇIKLANDIĞINA DAİR KANAAT GETİRİLMELİDİR

Yukarıda da belirttiğimiz üzere hakim karar vermeden önce tarafların ikisini de bizzat dinlemek zorundadır. Ancak bu yolla tarafların mahkemeye sundukları boşanma protokolünü imzalarken iradelerini özgürce açıklayıp açıklamadıkları hususunda kanaat getirir. Burada çekişmeli boşanma davalarındaki gibi ayrıntılı bir kusur ispatı veya boşanma sebebi incelemesi yapılmaz; ancak taraf iradelerinin gerçek ve özgür iradeye dayanıp dayanmadığı araştırılır.

Örneğin taraflardan birinin duruşmada tereddütlü beyanda bulunması, protokolü tam olarak bilmediğini söylemesi, baskı altında imzaladığını ifade etmesi veya çocuklar ve mali sonuçlar yönünden ciddi dengesizlik bulunması hâlinde mahkeme anlaşmalı boşanma kararı vermeyebilir.  Bu nedenle, tarafların mahkemeye sunulan protokol içeriğini gerçekten okuyup anladıklarından ve özgür iradeleriyle kabul ettiklerinden emin olmaları gerekir.

Birçok Yargıtay kararında kabul gören uygulamaya göre, anlaşmalı boşanma davası kararının hukuki ve fiili bir engel bulunmaksızın aradan uzun zaman geçtikten sonra tebliğe çıkarılması tarafların iradelerinin dürüstlük kuralına aykırı olduğu kabul edilerek, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Mamafih tarafların boşanma iradelerinin samimi olmadığı gerekçesiyle boşanma kararının bozulmasına karar verilmiştir. 

5- HAKİMİN DÜZENLENEN PROTOKOLÜ UYGUN BULMASI ŞARTTIR

Anlaşmalı boşanma davasına esas alınan protokolde eşlerin, boşanmanın mali sonuçları ve varsa çocukların durumu hususlarında anlaşmaları gerekir. Mahkeme, bu protokolü olduğu gibi kabul etmek zorunda değildir. Hâkim, tarafların ve özellikle çocukların menfaatlerini gözeterek gerekli gördüğü değişiklikleri önerebilir.  Taraflar hâkimin önerdiği değişikliği kabul ederlerse anlaşmalı boşanma kararı verilebilir. Ancak taraflar bu değişikliği kabul etmezse, dava anlaşmalı boşanma olarak sonuçlandırılamayabilir.  Bu noktada özellikle şu hususlar önem taşır: 

  • maddi tazminat,
  • manevi tazminat,
  • yoksulluk nafakası,
  • iştirak nafakası,
  • velayet,
  • çocukla kişisel ilişki.

Bu konular anlaşmalı boşanma bakımından temel başlıklardır. Hâkim, özellikle çocuklarla ilgili düzenlemelerde taraf iradesiyle bağlı olmayıp çocuğun üstün yararını gözetir. 

Ayrıca belirtmek gerekir ki, boşanmanın fer’î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz. Bu nedenle yalnızca protokol düzenlenmiş olması tek başına yeterli değildir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 26.12.2017 tarihli bir kararında; 

"TMK 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı boşanma kararı için; eşlerin boşanma ve boşanmanın eki niteliğindeki hususlarda anlaşmış olmaları gerekir. Mal rejiminin tasfiyesi boşanmanın eki niteliğinde olmadığından, anlaşma gerekli değildir. Ancak anlaşma olduğu taktirde boşanmayla birlikte hüküm altına alınmasına da yasal bir engel yoktur."

şeklinde hüküm kurmuştur.

Anlaşılacağı üzere mal rejimi tasfiyesi protokolde anlaşılması gereken bir husus değildir. Ancak protokolde mal paylaşımı da yapılıyorsa, malın değeri üzerinden nispi harç yatırılmalıdır. 

Bunun dışında yine eşler tarafından, kira ödemeleri, kredi ödemeleri, evlilik içinde alınan ev ve araba, düğünde takılan altınlar vs. konularında da anlaşmaya varılarak boşanma protokolünde düzenleme yapılabilir. 

Anlaşmalı boşanma davasında, boşanmaya karar verilebilmesi için tarafların hazırlayacakları protokolde aşağıdaki konularda anlaşmaya varmaları ve hakim tarafından bu düzenlemenin uygun bulunması şarttır.

MADDİ-MANEVİ TAZMİNAT

Boşanmanın mali sonuçlarından biri de maddi ve manevi tazminattır. Tarafların bu konuda açık bir düzenleme yapmaları gerekir. Tazminat talep ediliyorsa miktarın, ödeme zamanının ve ödeme şeklinin açıkça yazılması uygun olur. Tazminat talep edilmiyorsa bunun da açık şekilde belirtilmesi gerekir.  Bu noktada belirsiz ifadelerden kaçınılmalıdır. Örneğin “ileride talep edilebilir”, “şimdilik talep yoktur” gibi muğlak cümleler anlaşmalı boşanma mantığı ile tam uyumlu değildir. En sağlıklı yöntem, bu konuda tarafların taleplerini veya feragat iradelerini açık biçimde ortaya koymalarıdır.

YOKSULLUK NAFAKASI

Yoksulluk nafakası da boşanmanın mali sonuçlarından biri olduğundan, boşanmaya karar verilebilmesi için tarafların bu husus da anlaşmaları ve hakimin düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Bu nedenle anlaşmalı boşanma protokolünde bu hususun da açık şekilde düzenlenmesi gerekir. Nafaka talep ediliyorsa miktar, başlangıç tarihi, ödeme günü ve varsa artış oranı yazılmalıdır. Talep edilmiyorsa, bu husus da açık biçimde belirtilmelidir.  Yoksulluk nafakasında da belirsiz ifadelerden kaçınılmalıdır. Özellikle “haklar saklıdır” türü ifadeler, ileride yorum uyuşmazlıklarına yol açabileceği için dikkatli kullanılmalıdır.

İŞTİRAK NAFAKASI 

Müşterek çocuk varsa, velayet kendisine bırakılmayan eşin çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılması esastır. Bu nedenle iştirak nafakası konusunda da açık bir düzenleme yapılması gerekir.  Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Anlaşmalı boşanma sırasında çocuk için iştirak nafakası talep edilmemiş olması, ileride şartların değişmesi ve çocuğun üstün yararının gerektirmesi hâlinde iştirak nafakası talep edilmesine kural olarak engel değildir. Çünkü iştirak nafakası, yalnızca eşler arasındaki bir sözleşme konusu değil, aynı zamanda çocuğun korunmasına ilişkin bir meseledir.  Bu sebeple, protokolde iştirak nafakası hiç düzenlenmemiş olsa dahi, çocuğun ihtiyaçları, eğitim durumu, sağlık giderleri ve tarafların ekonomik şartlarındaki değişiklikler dikkate alınarak sonradan iştirak nafakası talep edilmesi mümkündür.

VELAYET

Tarafların müşterek çocukların velayeti konusunda açık bir anlaşmaya varmaları gerekir. Velayetin anneye veya babaya bırakılacağı tereddütsüz biçimde yazılmalıdır. Birden fazla çocuk varsa her çocuk bakımından ayrıca değerlendirme yapılması gerekebilir.  Yukarıda da belirttiğimiz üzere mahkeme, velayet konusunda yalnızca tarafların iradesine bakmaz; çocuğun yaşı, bakım ihtiyacı, eğitim düzeni, psikolojik ve sosyal gelişimi gibi unsurları da dikkate alır. Bu nedenle, velayet düzenlemesinin çocuğun üstün yararına aykırı olduğu kanaatine varılırsa hâkim protokolde değişiklik önerebilir. 

ÇOCUK İLE KİŞİSEL İLİŞKİ

Çocuk ile kişisel ilişki konusunda, hakim protokolü uygun bulmazsa çocuğun menfaatini göz önünde bulundurarak protokol üzerinde değişiklik talep edebilir. Ancak boşanmanın anlaşmalı şekilde gerçekleşebilmesi için tarafların hakimin değişiklik talebini tarafların onaylaması veya tarafların ileri süreceği bir düzenlemeyi hakimin uygun bulması gerekir. Aksi taktirde dava 166/1’e çekişmeli boşanma olarak sürdürülür.

Velayet kendisine bırakılmayan eş ile çocuk arasında kurulacak kişisel ilişkinin açık ve uygulanabilir şekilde düzenlenmesi gerekir. Burada “mahkeme düzenlesin” veya “taraflar kendi aralarında anlaşırlar” şeklindeki genel ifadeler yerine, gün, saat ve tatil dönemleri bakımından mümkün olduğunca somut bir düzenleme yapılması daha sağlıklıdır.  Örneğin:  her ayın birinci ve üçüncü, hafta sonu, dini bayramların belirli günleri, sömestr tatili, yaz tatilinde belirli süre, anneler günü, babalar günü, doğum günü gibi özel günler  şeklinde daha somut bir kişisel ilişki planı yapılması, sonradan yaşanabilecek ihtilafları azaltır.

ANLAŞMALI BOŞANMADA MAL PAYLAŞIMI, ZİYNET VE EŞYA PAYLAŞIMI 

Tarafların anlaşmalı boşanabilmeleri için mutlaka mal rejimi tasfiyesi, ziynet alacağı, ev eşyası paylaşımı veya taşınmaz ve araç paylaşımı konularında anlaşmış olmaları zorunlu değildir. Bu konular, boşanmanın zorunlu fer’î unsurları arasında yer almaz. 

Ancak taraflar isterlerse bu hususları da anlaşmalı boşanma protokolünde düzenleyebilirler. Bu durumda son derece dikkatli olunması gerekir. Çünkü malvarlığına ilişkin hükümler, boşanmanın diğer başlıklarına göre çok daha kalıcı ve ağır sonuçlar doğurabilir. 

Özellikle şu tür düzenlemelerde açık, somut ve tereddüde yer bırakmayacak bir dil kullanılmalıdır: 

  • taşınmazın ada/parsel bilgisi
  • aracın plaka bilgisi
  • ev eşyalarının kapsamı
  • ziynet eşyalarının kimde kalacağı
  • banka hesabı veya alacak tutarları
  • kredi borcu ve ödeme sorumluluğu
  • teslim tarihi ve devir yükümlülüğü 

Örneğin “tarafların birbirlerinden her ne nam altında olursa olsun hiçbir alacakları kalmamıştır” şeklindeki çok geniş ifadeler, ileride mal rejimi, katılma alacağı, ziynet alacağı veya eşya alacağı bakımından ciddi hak kayıplarına neden olabilir. Bu nedenle mal paylaşımı konusunda düzenleme yapılacaksa, her mal veya alacak kalemi mümkün olduğunca ayrı ayrı ve açık biçimde yazılmalıdır.

ANLAŞMALI BOŞANMADA EŞİN SOYADINI KULLANMA

TMK’nın 173. Maddesi gereğince; “Boşanma halinde kadın, evlenme ile kazandığı kişisel durumunu korur; ancak, evlenmeden önceki soyadını yeniden alır.” Dolayısıyla boşandıktan sonra da mesleki ve sosyal yaşam ortamı bakımından tanınabilirlik sebebiyle eşinin soyadını kullanmaya devam etmek isteyen kadın eş, anlaşmalı boşanma protokolünde bu hususla ilgili bir düzenleme yapabilir. Protokolde düzenlenen bu husus, mahkemece tarafların özgür iradeleriyle anlaştıkları tespit edilerek anlaşmalı boşanma kapsamına alındığında taraflar için artık bağlayıcı olacaktır. 

Tarafların anlaşmalı boşanma protokolünde düzenledikleri bu konunun hakim tarafından boşanma kararında belirtilmemesi bozma sebebidir; 

“Taraflar, Türk Medeni Kanunu’nun 166/3’üncü maddesi gereğince boşanma ve fer'ileri hususunda anlaştıklarını belirterek boşanma isteğinde bulunmuşlar ve anlaşmaya dair protokol de ibraz etmişlerdir. İbraz edilen protokolde boşanma ve fer'ileriyle birlikte davalı kadının, davacı kocanın soyadını taşıyacağını da kararlaştırmışlardır. Mahkemece, boşanma ve fer'ileri hususunda hüküm kurulmuş olmasına rağmen davalı kadının, kocanın soyadını taşımasına yönelik anlaşmaya hükümde yer verilmemesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.” (Y2HD. 9.6.2011 T. 2010/9477 E.) 

Evlenme halinde ve boşanma halinde kadının soyadı kullanımına ilişkin tüm hakları, “Kadının Soyadı Meselesi” isimli makalemizde detaylarıyla açıklanmıştır.

ANLAŞMALI BOŞANMANIN ÇEKİŞMELİ HALE GELMESİ

Anlaşmalı boşanma davası bazı hallerde TMK md. 166/1’ göre çekişmeli boşanma davası olarak sürdürülür. Şöyle ki; 

  • Anlaşmalı boşanma davasının koşulu olan 1 yıllık süre dolmamışsa, 
  • Boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu hususlarında tam bir mutabakat sağlanamazsa, 
  • Hakimin gerek gördüğü değişiklik teklifini taraflar kabul etmezlerse, 
  • Davalı taraf boşanmaktan vazgeçerse, 
  • Taraflardan biri anlaşmayı bozarsa (yargılamanın her aşamasında bozulabilir) , 

dava çekişmeli boşanma davasına dönüşür. 

Çekişmeli boşanma davasına dönüşen davaya, öncelikle TMK 166/1 e göre davacıya iddialarını ve delillerini bildirmesi, davalıya da cevap vermesi için süre verilerek devam edilir. 

ANLAŞMALI BOŞANMANIN KESİNLEŞMESİ

Boşanma kararının nüfus kayıtlarına işlenebilmesi ve tarafların yeni medeni durumlarını resmî olarak kullanabilmeleri için kararın kesinleşmiş olması gerekir.  Mahkeme, duruşmada kısa kararı verdikten sonra gerekçeli karar yazılır. Gerekçeli karar taraflara usulüne uygun şekilde tebliğ edilir. Taraflar, tebliğden itibaren iki hafta içinde istinaf kanun yoluna başvurmazlarsa karar kesinleşir. 

Uygulamada sürecin daha hızlı tamamlanabilmesi için taraflar, gerekçeli kararı tebellüğ ettikten sonra kanun yolundan feragat ettiklerine ilişkin dilekçe vererek kesinleşme sürecini hızlandırabilirler. Ancak kesinleşme süresi ve usulü somut dosyanın özelliğine, tebligatın kime ve ne zaman yapıldığına göre ayrıca değerlendirilmelidir.  Bu nedenle uygulamada “karar 15 günde kesinleşir” şeklindeki genel ifadeler yerine, gerekçeli kararın tebliği ve iki haftalık kanun yolu süresi esas alınmalıdır.

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASINDA GÖREVLİ MAHKEME

Anlaşmalı boşanma davalarına bakmaya görevli mahkeme Aile Mahkemeleridir. Aile Mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemeleri, Aile Mahkemesi sıfatıyla anlaşmalı boşanma davalarına bakmakla görevlidir.

Görev konusu kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkemece resen dikkate alınır.

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASINDA YETKİLİ MAHKEME

Boşanma davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesi veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. 

Uygulamada anlaşmalı boşanma davalarında yetki itirazı ileri sürülmediği sürece farklı yerlerde de dava açılabildiği görülmektedir. Ancak teknik ve güvenli yaklaşım, davanın kanunda belirtilen yetkili mahkemede açılmasıdır. 

Bu nedenle taraflar anlaşmış olsalar bile, yetki konusunun usulî bir sorun yaratmaması için dosyanın yerleşim yeri ve birlikte yaşama yeri bakımından ayrıca değerlendirilmesi uygun olur.

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASINDA ÇOCUK İÇİN İŞTİRAK NAFAKASI TALEP EDİLMEMİŞSE, DAHA SONRA TALEP EDİLEBİLİR Mİ?

Anlaşmalı boşanma davasında velayeti kendisine verilmeyen eşten çocuk için iştirak nafakası talep edilmemiş olması daha sonra talep edilemeyeceği anlamına gelmez. Zaten TMK gereği müşterek çocuğun eğitim, bakım giderlerine her iki eş de kendi gücü oranında katılmak zorundadır. Hem kanuni yükümlülük gereği hem de koşulların değişmesi nedeniyle boşanma davası sırasında talep edilmeyen iştirak nafakası daha sonradan Aile mahkemesine yapılacak başvuru ile talep edilebilir. 

Anlaşmalı boşanma protokolü eşleri bağlasa da, değişen koşullar haklı gerekçeler doğuruyorsa her zaman protokol şartları değiştirilebilir. Buna göre hâkim ana baba veya çocuğun durumlarının değişmesine bağlı olarak iştirak nafakasının miktarını artırabilir, azaltabilir veya kaldırabilir. 

Yargıtay hukuk genel kurulunun 14.11.2019 tarihli bir kararında açıkça ifade edilmiştir. Şöyle ki; 

"TMK'nın 182/2. maddesi gereği velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, müşterek çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorunda olduğundan, anlaşmalı boşanma davasında davacının müşterek çocuk için nafaka istememiş olmasının koşulların değişmesi, çocuğun ihtiyacı ve üstün yararı gözetilerek daha sonra iştirak nafakası talep etmeye engel teşkil etmeyeceği gibi, diğer taraftan müşterek çocuk için protokolle tazminat ödenmesinin davalı babayı iştirak nafakası ödemesi yükümlülüğünden kurtarmayacak ancak bu husus nafaka miktarının tayininde göz önüne alınabilecektir. 

Ayrıca, anlaşmalı boşanma protokolü düzenlendiğinde karşılıklı edimler arasındaki denge sonradan, şartların olağanüstü değişmesiyle taraflardan biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulmuşsa, taraflar artık o akitle bağlı tutulamazlar, değişen bu koşullar karşısında 4721 Sayılı TMK'nın 2. maddesinden yararlanarak sözleşmenin yeniden düzenlenmesini mahkemeden isteyebileceklerdir. 

İşte davacı anne bu zorunluluk nedeniyle davalı babadan müşterek çocuk yararına nafaka talep etmektedir. Önemle vurgulamak gerekir ki, boşanma kararının kesinleştiği tarih olan 12.07.2007 tarihinden dava tarihi 07.10.2013 tarihine kadar 6 yılı aşkın bir sürenin geçmiş olması, boşanma tarihinde 3 yaşında olan müşterek çocuğun dava tarihi itibariyle 9 yaşında olması, değişen ve gelişen durumlar ile çocuğun ihtiyaçları ve üstün yararı da gözetilip, şahsî ve eğitim giderlerinin doğal olarak artmış olacağı dikkate alınarak, tarafların sosyal ve ekonomik durumları da göz önünde bulundurularak müşterek çocuk yararına 4721 Sayılı TMK'nın 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesine göre uygun bir iştirak nafakasına hükmedilmesi gerekir.

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASI NE KADAR SÜRER? 

Anlaşmalı boşanma davalarının süresi, davanın açıldığı mahkemenin iş yoğunluğuna, tarafların duruşmaya birlikte katılıp katılmadığına, protokolün düzgün hazırlanıp hazırlanmadığına ve gerekçeli karar ile kesinleşme sürecinin nasıl yürütüldüğüne göre değişir. 

Uygulamada bazı dosyalar tek celsede sonuçlanabilir. Ancak bu, her dosyanın mutlaka çok kısa sürede biteceği anlamına gelmez. Özellikle protokolde eksiklik olması, çocuğun menfaatine aykırı düzenleme bulunması, taraflardan birinin duruşmada farklı beyanda bulunması veya tebligat sürecinde gecikme yaşanması hâlinde süreç uzayabilir. 

Bu nedenle anlaşmalı boşanmanın “kesin olarak şu kadar günde biter” şeklinde ifade edilmesi yerine, iyi hazırlanmış bir dosyanın çekişmeli boşanmaya göre çok daha hızlı sonuçlanma ihtimalinin yüksek olduğu söylenmelidir.

ANLAŞMALI BOŞANMA PROTOKOLÜ ÖRNEĞİ

Anlaşmalı boşanma davasında protokolün yazılı olması şart olmamakla beraber yazılı şekilde hazırlanarak anlaşmalı boşanma dava dilekçesinin eki şeklinde mahkemeye sunulması en sağlıklı yöntemdir. Hakim protokolde uygun bulmadığı taktirde değişiklik yapmak için tarafların beyanını alır. Tarafların hakimin yaptığı değişikliği kabul etmemesi halinde anlaşmalı boşanmaya karar verilemez. Aşağıda yüzeysel ve en sade şekilde hazırlanmış protokol örneği bulunmaktadır. Herhangi bir detayın atlanmaması ve hak kaybı yaşamamak adına protokolün uzman bir avukat aracılığıyla hazırlanmasında yarar vardır. 

BOŞANMA PROTOKOLÜ 

  1. Davacı [Ad Soyad] ile davalı [Ad Soyad], [Evlilik Tarihi] tarihinde evlenmiş olup, evlilik birliğini karşılıklı ve özgür iradeleri ile sona erdirmeye karar vermişlerdir.
  2. Taraflar, Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı olarak boşanmayı kabul etmektedir.
  3. Tarafların müşterek çocukları [Çocuğun Adı Soyadı – Doğum Tarihi] ve [varsa diğer çocuk bilgileri] olup, müşterek çocukların velayeti [anneye/babaya] bırakılacaktır.
  4. Velayet kendisine bırakılmayan eş ile müşterek çocuklar arasında şu şekilde kişisel ilişki kurulacaktır: [kişisel ilişki gün ve saatleri ayrıntılı olarak yazılmalıdır].
  5. Velayet kendisine bırakılmayan eş, müşterek çocuk için aylık [Nafaka Tutarı] TL iştirak nafakası ödeyecektir. Nafaka her ayın [gün] günü, [ödeme şekli] ile ödenecektir. Nafaka, her yıl [artış oranı veya oran belirleme yöntemi] uyarınca artırılacaktır.
  6. [Taraflardan biri] lehine aylık [Nafaka Tutarı] TL yoksulluk nafakasına hükmedilecektir / Tarafların birbirlerinden yoksulluk nafakası talepleri bulunmamaktadır.
  7. [Taraflardan biri] lehine [Tutar] TL maddi tazminat ve [Tutar] TL manevi tazminat ödenecektir. Bu bedel, kararın kesinleşmesinden itibaren [süre] içinde [ödeme şekli] ile ödenecektir / Tarafların birbirlerinden maddi ve manevi tazminat talepleri bulunmamaktadır.
  8. Taraflar arasında [ev eşyaları / ziynet eşyaları / araç / taşınmaz / kredi borcu / banka hesabı] bakımından aşağıdaki şekilde anlaşma sağlanmıştır: [ayrıntılı düzenleme yazılmalıdır].
  9. Davacı kadın, boşanma sonrasında [eşinin soyadını kullanmaya devam etmek istemektedir / evlenmeden önceki soyadını kullanacaktır].
  10. Taraflar, işbu protokolü okuyup anladıklarını, hiçbir baskı altında kalmadan özgür iradeleri ile kabul ettiklerini beyan ederler.
  11. Taraflar, işbu protokol hükümlerinin mahkemece uygun bulunması halinde anlaşmalı boşanmaya karar verilmesini talep ederler. 

Tarih: [Tarih] 

Davacı: [Ad Soyad – İmza] 

Davalı: [Ad Soyad – İmza]